Zaman..

İçinde bulunduğumuz bu zamanlarda sanırım öğrenmesi en kolay bilgi saatin kaç olduğudur. Telefonlarımızda, kolumuzda, televizyonda, bilgisayarda, tablette vs. güneşin konumundan bile saatin kaç olduğunu öğrenebiliriz. Ancak dikkatinizi çekmek istediğim nokta öğrenmesi bu kadar kolay bir şeyin nedense kıymetinin tükendiğinde anlaşılması.

TDK zaman kavramı için bir çok tanım yapmış ancak benim en çok dikkatimi çeken tanımı “Belirlenmiş olan an” oldu.

Tanım oldukça felsefik ancak yinede biraz açmak istiyorum.

Belirlenmiş olan nedir?

Belirlenmiş olan bilinen, planlanan anlamına gelir.

Gerçek şu ki zaman bizim için saattin kaç olduğundan çok daha fazla anlam taşıyor

Zaman kavramı ünlü fizikçilerden olan Isaac NETWON ve Albert EİNSTEİN’in de dikkatini çekmiştir. İlk olarak Newton zamanın herkes ve her yerde sabit olduğunu söylemesiyle dikkatleri üzerine çekti. Daha sonra EİNSTEİN ise bunun doğru olmadığını ve zamanın değişken olduğunu savunmuştur. Daha sonra bu savunması görelilik yasası olarak kabul edilmiştir.

Sanırım bununla ilgili verebileceğim en güzel örnek şudur,

Bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Arabaya bindiniz saate baktınız örneğin saat 13:00. Yola koyuldunuz gittiniz, gittiniz, daha çok gittiniz sanki saatler geçti ve o an saate baktınız.

Saat o anda henüz 13:10.

Aynı yolculuktan dönüyorsunuz ve yine arabaya bindiğinizde saate baktınız. O an da saat örneğin 13:00 olsun.

Eminim ki bir sonraki saate bakışınızda çoktan varmışsınızdır. Zamanın nasıl geçtiğinin farkında bile olmazsınız.

Hayatta böyledir. Giderken sanki hiç geçmeyecek gibi ancak geriye dönüp baktığınızda sanki hiç yaşanmamış gibi gelir. Kendimden örnek vereyim ve biliyorum ki bu konuda yalnız değilim. “Çok uzun zaman olmadı” bundan 4-5 yıl önce ne zaman 18 yaşına girip reşit bir birey olacağımı neredeyse parmak hesabıyla hesaplardım ve asla olamayacağım derdim. Doğum günüm gelse de bir yaş daha atlasam artık derdim. Şu anda ise 21 yaşımdayım ve reşit olalı 3 yıl oldu. Son 3 yıldır ise doğum gününü kutlamak içimden gelmiyor. Çünkü artık çok iyi biliyorum ki her bir doğum günü zamanımdan azalan 1 yıl demek.

Bu hisleri eminim ki sizlerde yaşıyorsunuz. Zaten önemli olan bu noktadan sonrası.

Evet zamanımız kısıtlı ancak güzel olan şu ki zamanımızın miktarını biz belirlemesek bile onu nasıl yaşayacağımız bizim elimizdedir.

Öyle insanlar tanıyorum ki sorunları 1 kibritin alevi kadar iken ellerinde ki kağıtlarla kibritin alevi yardımıyla yangın çıkartmaya çalışıyorlar. Sanki üzgün olmak onları hayata bağlayan tek şey gibi. Halbuki bir üf deseler hiç bir sorun kalmayacak. Bu süreçte kaybettikleri zamanın farkına vardıklarında ise elleri, yüzleri çoktan yanmış oluyor.

Yaşarken anlayamıyorsunuz. Keşke diyorsunuz keşke zamanımı üzülerek yada boşa geçirmeseydim ancak zaman öyle bir kavram ki para gibi çalışıp kazanılmıyor.

Ben istiyorum ki zamanımı dolu dolu geçireyim. Her gün yeni bir şey keşfedeyim, bir şeyler öğreneyim.Bu günüm, dün; yarınım ise bugünüm gibi olmasın.

Sizde benim gibi düşünüyorsanız takıntılarınızdan vazgeçin, önemsiz üzüntülerinizi bir üf diyerek yok edin, değmeyecek insanlar için hak ettiklerinden fazla zaman harcamayın, her gün yeni bir şey öğrenin, küçük şeylerle mutlu olun, kendiniz için harcanan zamanın boşa olmadığını unutmayın.

Ölümden dönen insanlar hep derler ya yaşadıklarım gözümün önünden geçti diye, umuyorum kalan zamanıma o kadar çok şey sığdırırım ki yaşadıklarım gözümün önünden geçerken zamanımı boşa geçirdiğim boşluklar görmem.

Geçte olsa zamanın bu dünyada en nadir bulunan şey olduğunun farkına varın. Varın ki kalanını dolu dolu geçirme şansınız olsun..

İbrahim ERTEKİN

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.