Düşmek deyince aklınıza ne geliyor?
TDK düşmek fiili için “Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek” diyor.
Ancak düşmek bir hareketten çok öte bir kavramdır. Ayağımız takılır düşeriz, birisi iter düşeriz, tutunamayız düşeriz..
Düşeriz de düşeriz..
Zaten hep derler ya çocuklar düşe kalka büyür diye. Bu söz yeterli değildir. Bence insanlar düşe kalka olgunlaşır demek daha doğru olacaktır. Daha ilk yaşımızda bir hedefe ulaşmak için yürümeye çalışırız, yürüyemez düşeriz canımız yanar. Yürümek yetmez hedefimize hızlı ulaşmak için koşarız yine düşeriz.
İnsanlar hep düşer mi?
Evet. İnsanlar hep düşer.
Çünkü düşmek yürümekten ve koşmaktan önemlidir. Çocukken bunun farkında olmayız ancak her düşüş bize şunu söyler..
“Hedefine gitmek için yürüdüğün/koştuğun bu yol asla düz olmayacaktır. Eğer hedefine ulaşmak istiyorsan düşmeyi göze alacaksın. Kanayan dizlerin, acıyan yerlerin seni hedefinden vazgeçirecekse koşma. Bu yol sana göre değil”
Bunu amaçsızca koşarken değil de, düşmenin diz kanatmaktan öte kalp kanattığını gördüğümüzde öğreniriz.
Hedefe giden yollar; karanlık, bozuk ve virajlıdır. Her şeyi yaparsınız, tüm zorlukları aşarsınız, zamanınızı harcarsınız ve virajı dönersiniz..
Dönebilirseniz tebrikler hedefinize ulaştınız. Ancak dönemezseniz işte o an düşmenin ne olduğunu anlarsınız..
Bu anlattıklarımı hepimiz zaten yaşadık. Biliyorum ki okudukça aklınıza düştüğünüzü düşündüğünüz anlar geldi. Asıl söylemek istediğim ise düştükten sonra ne yapacağınız.
Düşmek hayatın kaçınılmaz gerçeğidir ve önemli olan düşmek değildir. Kanayan dizinizin hedefinize olan inancı kırmasına izin vermeyin. Çünkü kalkabilmenin ilk aşaması inanmaktır. Kalktığınızda diziniz acıyacak, sendeleyeceksiniz. Bu aşamada ise planınız olsun. Bu plan size hedefinize giden yeni yollar açacaktır. Tek düşenin siz olmadığını unutmayın. Farkınız düşmek değil kalkabilmektir. Çünkü herkes düşer ama herkes kalkamaz.
Ve her şeyden önemlisi demirin sıcaklığından şikayet etmeyi bırakıp, şekil verebilmek için daha sert vurun..
İbrahim ERTEKİN
