Kendinizi Ödüllendirin..

   #EVDEKAL

   Hepimizin her sabah bir bahane, sebep yada amaç uğruna uyanıp gününün 3/1 ‘ini geçirdiği bir işi, çalışması yada meşgalesi var..

   Bu yazıyı okuyan bir çok kişinin yaptığı işten, aldığı maaştan, patronundan veya çalışanından memnun olmadığını biliyorum.

   Merak etmeyin bugün sizlere isyan edin, işi gücü bırakın hayalinizi yaşayın vs demeyeceğim. 🙂

   Bugün elimizdekiyle nasıl mutlu olacağız bunun hakkında konuşacağız.

   Başlamadan önce, dışarıda virüsün elini kolunu sallayarak gezdiğini ve hepimizin bundan korktuğunu biliyorum ama binlerce yıllık Dünya, her zorluğu atlattığı gibi bunuda atlatacak ve biz de şikayet ettiğimiz işimize, okulumuza dönüp üç beş gün şükür edip sonra yine şikayet etmeye devam edeceğiz. 🙂

   Ödül deyince muhtemelen sadece özel durumlarda alıp verdiğiniz ve genelde başkasından alırken mutlu, başkası için satın alırken mutsuz olduğunuz süslü paketler içinde sürpriz eşyalar gelecek.

   Tabi ki sevdiklerinize aldığınız hediyeler başka bir anlam ifade ediyor ama siz hiç kendinizi hiç ödüllendirdiniz mi?

   Koşmanız gerektiğinde koşan, düşünmeniz gerektiğinde düşünen kısaca ne yapması gerekiyorsa sizin için koşulsuz yapan kendinizi neden hiç düşünmüyorsunuz?

   Hayattaki en büyük motivasyon kaynaklarından bir tanesi başardığınız bir durumun karşısında alacağınız armağandır. Bunu bilerek bir işe başlarsanız başarılı olma ihtimaliniz artacaktır. Bunu her zaman büyük işler için büyük ödüller olarak düşünmeyin.

   Tabiki bu hayatta kendinize, kendinizden daha değerli bir hediye veremezsiniz..

   Ama…

  • Bugün 10.000 adım atarsam akşam kendime güzel bir yemek ısmarlayacağım.
  • Bugün 3 satış yaparsam alacağım prim ile bu hafta sonu kahvaltıya gideceğim.
  • Önümüzdeki 1 ay sigara içmezsem cebime kalacak paket parası ile kendime bir hafta sonu tatili hediye edeceğim. (Sigara sağlığa zararlıdır. İçmeyin içirmeyin.. 🙂

   Gibi gibi, yaşadığınız hayat, çalıştığınız iş yada sürekli şikayet ederek yapmaya fırsat yada imkan bulamadığınız durumlarda kendinize bir ödül belirlerseniz emin olun bunun için daha çok çalışacak ve o asla yaratamadığınız imkanı yaratacaksınız..

   “Para benim değil mi? İstediğim zaman kendime gider alırım yada normalde aldığım şeyler kendime ödül değil mi?..”

   Dediğinizi duyar gibiyim..

   Bir işi başardığınızda eşinizin, çocuğunuzun yada sevdiğiniz birinin size aldığı kazağı nasıl kendi kazaklarınızdan daha çok severek giyiyorsanız, bir işi başardığınızda kendinize vereceğiniz ödül aynı şekilde daha özel ve tatlı olacaktır..

   Unutmayın, son yazımda da söylediğim gibi sahip olabileceğiniz en iyi dost yine kendinizsiniz..

                                                                                                     İbrahim ERTEKİN

Pygmalion Etkisi..

   Bugün muhtemelen daha önce duymadığınız bir etkiyi sizlerle tanıştırmak istiyorum.

   Araştırdığım bir çok kaynakta bu efekti öğrenci öğretmen üzerinden örneklendirerek anlatmışlar. Kısacası bir öğretmen öğrencisine “sen başarısız bir öğrencisin.” derse o öğrenci başarısız, “sen başarılı bir öğrencisin.” derse başarılı olur.

   Aslında kavram çok daha geniş ve tarihi olan bir kavram. Üzerine oyunların, müzikallerin kurgulandığı ayrıca hakkında efsaneler üretilen bir kavram.

   Mesela bir efsaneye göre kavramın çıkışı Pygmalion adındaki bir heykeltraşa dayanıyor. Bu heykeltraş kadınların kusurlarına o kadar kafa yormuş ki aklındaki kusursuz kadın figürünü yaratmak için bir kayayı oymaya başlamış. Uzun süren bu çalışmasının ardından ortaya çıkan heykele karşı bir şefkat duymaya başlamış ve neticesinde ona aşık olmuş.

   Bu hikayeden yola çıkarak kusursuz olacağını düşündüğümüz şeylerin neticesinde bize öyle görünmesinin etkisine bu heykeltraşın adı verilmiş yani “Pygmalion” yada Türkçesi ile “Kendini Gerçekleştiren Kehanet”.

   Daha sonra kavram çok daha genişleyerek bir psikolojik yaklaşıma hatta bir eğitim sistemine dönüşmüş.

   Aslında kavram karşımızdaki kişinin gelişimi üzerindeki etkinizi anlatmak için kullanılsada ben size bugün bu kavramı kendi gelişiminiz için nasıl kullanabileceğinizi anlatmak istiyorum.

   Sahip olduğumuz beyin bir bilgisayar gibi klavye bağlayarak programlanamasa dahi ağzınızdan çıkan yada kulağınızdan giren her sözü bir çeşit komut gibi algılayarak bunu eylemlerimize yansıtma yeteneğine sahip.  

   Eğer birisi size gelip ne kadar başarısız, tembel ve hayatta hiç bir şeyi başaramayacak biri olduğunuzu söylediğinde kendinizi kötü, tam tersi durumda da kendinizi gururlu hissediyorsanız neden bunu aynanın karşısına geçerek, istediğinizde ortaya mükemmel işler çıkartabilecek birisi olduğunuzu söylediğinizde aynı gurur ve özgüveni kendinize kazandıramayasınız ki?

   Attığınız yada atacağınız 100 adımın 99’unda başarılı olduğunuzda sizi öven, kalan 1 adımda hata yaptığınızda yeren insanların gürültüsünü duymazdan gelin. Siz kendinize inandığınız ve güvendiğiniz sürece beyniniz sizin kendiniz için söylediklerinizi kodlayacak ve eylemlerinizi bunun üzerine kuracaktır.

   Bunu bir görev gibi düşünün. Nasıl bir işe başlamadan önce yada bitirince müdürünüzü arayıp rapor veriyorsanız, sabah uyandığınızda o gün neleri başarabileceğinizi ve gece yatmadan önce de gününüzü ne kadar başarılı geçirdiğinizi kendinize söyleme zahmetinden lütfen kaçınmayın.

   Unutmayın hayatınız boyunca karşınıza çıkacak en sadık dost ta, en kötü düşman da yine sizsiniz..

                                                                                                     İbrahim ERTEKİN

Mükemmel Başlamak Mı, Mükemmel Bitirmek Mi?

Hayatımız boyunca onlarca plan, fikir, düşünce ve hayata geçirmeyi umduğumuz niceleri gelir ve gider. Bunlardan bazıları belki de hayatınızın akışını değiştirecek ve sizi o hayalini kurduğunuz hayatı yaşatacak fikirler olabilirler.

Hepimizin bildiği “Türk’ün aklına ya koşarken ya s…….. gelir.” espirisini yapmayacağım 🙂

Ama kabul etmeniz gerekiyor ki, bir konu hakkında en orijinal fikirler genelde bambaşka işlerle uğraşırken gelir ve böyle durumlarda onları hemen kaydetmeniz gerekebilir.

Öncelikle bu konudan başlayalım isterseniz..

Ben aklıma gelen her türlü fikri – bir kelime dahi olsa – kendi akıllı telefonumun notlar kısmına not alıyorum ancak siz bir not defteri, ajanda vb. kullanabilirsiniz ancak her an ulaşılabilir olması gerektiğini unutmayın.

Örnek vermek gerekirse bu yazının ilk tohumları bundan tam 4 ay önce atıldı ve bu yazıyı okuduğunuz sitenin ilk notları, ilk yazımı yayınlamadan 1 yıl önce yazılmaya başlandı. Hepsinin notları duruyor ve bir noktada takıldığımda böyle bir durum için ne düşünmüştüm diye hala açar bakarım.

İkinci aşama olarak bu fikirler nasıl gelişir bunu konuşalım..

Mümkünse bir kahve, bitki çayı yada bir bardak su eşliğinde İnternet başına geçin. İçecek önemli çünkü araba bir yudum alarak zihninizi sıfırlamanız gerekebilir. Notunu aldığınız fikirler hakkında ek bilgiler toplayın ve bunları artık yeni bir başlık ile yeni oluşturduğunuz notun altına ekleyin. Böylece yavaş yavaş bu düşünce elle tutulur ve üzerinde daha iyi kafa yoracağınız bir hal alır..

Ve sanıyorum ki son aşama,

Hani derler ya “dediğimi yap, yaptığımı değil..”

Bu haftanın konuşacağımız asıl konusu benim hayatıma bir türlü entegre edemediğim ama nasıl oluyor ise herkese tavsiye olarak verdiğim bir konu..

“Mükemmel olmak için bekleme. Kötü başla ve mükemmel bitir..”

Hayat size bir konfor alanı sunar ve siz de son derece güvende, kötü sürprizlerler yaşamayacak ve asla hayal kırıklığına uğramayacak gibi hissedersiniz. Bırakın buranın dışına çıkmayı, bunu düşünmek bile hayatınızı darmaduman edebilir gibi gelir. Bu yüzden tüm korkularınızı ve endişelerinizi bir kenara bırakarak bir projeyi yada bir hayali gerçeğe dönüştürmek, sizin için korkutucu derecede zor olabilir.

Ama geçen hafta konuştuğumuz gibi alışılmış mutsuzluk için, henüz keşfetmediğiniz mutluluğu feda etmeyin..

Siz nasıl başlasam diye düşünerek uykuya dalarsanız, ertesi sabah sizin fikirlerinizi hayata geçirmiş insanların gürültüsüyle uyanırsınız.

Unutmayın,

Hayat mükemmel başlamak için çok kısa ama mükemmel bitirmek için ise yeterince uzun..

Yazımı bitirirken tüm emekçi kadınlarımızın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutlarım, iyiki varsınız.. 🙂

                                                                                                     İbrahim ERTEKİN

Alışılmış Mutsuzluk..

   Uzun bir aranın ardından herkese merhabalar. Benim sizdeki yokluğumun anlamını bilmem ama sizin bendeki yokluğunuz anlamı çok derin..

   Bir aksilik olmaz ise bundan sonra önümüzdeki haftadan itibaren her pazar saat 12.00’da kahvelerinizi benimle yudumlamak isterseniz yeni yazılarımla ben burada olacağım hepinizi bekliyorum. 🙂

   Gelelim bu haftanın konusuna, “Alışılmış Mutsuzluk”.

   Bu tabiri ilk defa Prof.Dr. Emre ALKİN’in “İktisattan Çıkış” kitabının satırları arasında buldum. Gördüğüm anda kitabı elimden bıraktım ve düşünmeye başladım. “Nedir bu alışılmış mutsuzluk?” diye sordum kendime. Bir insan nasıl mutsuz olmaya alışabilirdi ki?

   Sonra her sabah metrobüste, metroda gördüğüm insanlar gözümün önüne geldi. Gözlerindeki mutsuzluğu fark ettim. Hiç kimse yaşadığı hayattan, çalıştığı işten ya da okuduğu bölümden memnun değildi ve daha üzücü tarafı insanlar buna alışmıştı. “Bizim de kaderimiz buymuş” sözü sanırım alışılmış mutsuzluğun halk arasında bilinen hali.

   Sonra kitabı tekrar açtım ve sözün kalanını okudum,

   Alışılmış mutsuzluk için, henüz keşfetmediğin mutluluğu feda etme..

   İnsanlar keşfetmeyi, hayatlarına yenilikler katmayı bıraktığında ya da memnuniyetsizliğini görmezden gelmeye başladığında mutsuzluğa alışmaya başlıyordu ve mutlu olmak kendi ellerinde iken bile tırnak içinde “rahatlarını” bozup mutlu olmak için çabalamıyorlardı. Herkes yeniden kendi tutkularını, arzularını ve hayallerini keşfetmeye çalışsa ve hayatlarını bu yönde değiştirmeye karar verse kendilerini soktukları girdaptan yine kendileri sayesinde çıkacaklar ve hayalini kurdukları yaşama ulaşabileceklerdi.

   Ben, benim okurlarımın her zaman hayal kurduğunu ve bunu gerçekleştirmek için ellerinden gelen her şeyi yaptığını biliyorum.

   Sözüm meclisten dışarı tabi ki 🙂

   Ama yine de,

   Mutsuzluğun alışılacak bir şey olmadığını, hayatınızın direksiyonunu kendinizin kontrol ettiğini ve bu sebeple yönü yine kendinizin belirleyeceğini unutmayın.

  Mutsuzluk kader değil tercihtir.

                                                                                                     İbrahim ERTEKİN

SEN BİR HİÇSİN..!

Okumaya başlamadan önce başlığın kırıcılığı için şimdiden özür diliyorum..

Bu yazıyı bir ayna olarak düşünün içerisinde mutlaka kendinizi göreceksiniz..

Bizi ısıtan Güneş 4,6 milyar, içinde yaşadığımız Dünya ise 4,5 milyar yaşında. Sayısını ancak tahmin edebildiğimiz yıldızları ve her şeyi içinde barındıran galaksileri saymıyorum bile..

İnsanlığın 6 milyon yaşında olduğunu ve insan ömrünün ortalama 70-80 yıl sürdüğünü düşünürsek içinde bulunduğunuz dünyada hiç bir önemimizin olmadığını söylemek zor olmaz sanırım..

İçinde bulunduğumuz çağın imkanlarından olsa gerek bir şeylerden kolay vazgeçer hale geldik. Eskiden duyduğum gördüğüm mücadeleci ruhumuzu kaybediyoruz. Gençlerimize yurt dışına çıkmayı ve kendilerini kurtarmalarını öğütlüyoruz. Onlara mücadelenin hiç bir şey değiştirmeyeceğini sadece kendilerini düşünmeleri gerektiğini dile getiriyoruz.

Birlik olmak ve mücadele etmekle ilgili tüm atasözlerimizi hiçe sayıyor yalnızlaşıyoruz. En kötüsü ise gemi batarken suyu dışarı atmaya çalışmıyor, telefonlarımızı açıp bu anları sosyal medyada paylaşmakla meşgul ouyoruz.

Siz tek başınıza bu dünyada bir hiç olduğunu kabul etmediğiniz sürece en başta kendinize daha sonra ise başkalarına hiç bir şey kazandıramazsınız.

Siz tek başınıza zıplarsanız ancak kendiniz sarsılırsınız, 7 milyar insanın aynı anda zıpladığını bir düşünün isterseniz..

İnsanlardan, yaşadığınız ülkeden, yaşamaktan ve en önemlisi mücadele etmekten vazgeçmeyin..

Tek başınıza;

SİZ BİR HİÇSİNİZ..!

BEN BİR HİÇİM..!

Ancak ve ancak BİZ olmayı öğrenirsek DÜNYAYI DEĞİŞTİREBİLİRİZ..

Dip not: Bir sarı saçlı ve mavi gözlü tanıyorum, siz de tanıyorsunuz. Ben mücadele gücümü onun bizlere inancından alıyorum. Siz de onun yaptıklarını unutmayın olur mu?

Antidepresan Kullanımı..

Antidepresan ilaçları, depresyon halinden kurtulmak için kullanılan ve son zamanlarda satışı çokça artış göstermiş bir ilaç türüdür.

Merak etmeyin ben doktor değilim. Elbette size ilacın bilimsel açıklamasını yapmayacağım. 🙂

TDK depresyon kelimesini bir çeşit “ruhsal çöküntü” olarak tanımlıyor. Elbette her zaman hayat günlük güneşlik olmuyor. Hepimizin dönem dönem mutsuzluğa, korkuya ve umutsuzluğa kapıldığı zamanlar olmuştur.

Böyle hissettiğiniz zamanlar aklınıza antidepresan ilaçlarına sarılmak gelmiş olabilir.

Sizce unuttuğunuz bir şey yok mu?

Gecenin en karanlık anı güneş doğmadan hemen önce yaşanmaz mı?

Hayat zorlukla doludur ve aksini iddaa etmek mümkün değildir. Zengininden fakirine, gencinden yaşlısına herkes dönemine ve yaşantısına göre zorlukla mücadele edebilir.

Zaten bizleri olgunlaştırılan ve yaşamayı öğreten yaşadığımız bu zorluklar değil midir?

Sizlere bir hikaye anlatmak istiyorum..

Istakozların nasıl büyüdüğünün hikayesini biliyor musunuz?

Istakozlar büyüdükçe kabukları onlara küçük gelmeye ve rahatsız etmeye başlar. Bu durumda ıstakozlar kendilerini avcılardan korumak için bir kayanın altına saklanırlar ve kabuklarını çıkartıp bir süre sonra yenisini üretirler. Aradan zaman geçer biraz daha büyüdüklerinde tekrar kayanın altına girerler ve kendilerine yeni bir kabuk üretirler.

Sizce ıstakozları büyüten zaman mı?

Hayır, ıstakozları büyüten yaşadığı rahatsızlık hissidir.

Eğer biz insanlar gibi rahatsız hissettiğinde doktora gitseydi ve bir kutu antidepresan alsaydı o ıstakoz asla büyüyemez ve hep aynı kalırdı.

Antidepresanların birer maske olduğunu, sorunlarınızı çözmediğini ve her şeyden önemlisi onun bir mutluluk ilacı olmadığını unutmayın. Sorunlarınızdan kaçmak, onları görmezden gelmek sizi asla mutluluğa taşıyacak bir yöntem değildir.

Sorunlarınızın sizi büyütecek bir araç olduğunu unutmayın..

Yatağınızın altında bulunan bir canavardan kurtulmak için gözlerinizi kapatmanız yetmez cesur olup onunla yüzleşmeniz gerekiyor..

Küçük bir not: Depresan kelimesinin Türkçe karşılığı “baskılayıcı” demektir, “tedavi edici” değil..

İbrahim ERTEKİN

 

Yıl Sonu Kişisel Değerlendirmesi..

Uzun bir aradan sonra herkese merhaba,

2017 yılını kendimce değerlendirip aldığım dersleri sizlere aktarmak istiyorum zira aşağıda okuyacağınız söze yürekten katılıyorum..

Başkalarının hatalarından ders alın. İnsan bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor.”  Eleanor Roosevelt 

Bu söz doğrultusunda 2017’de yaşadıklarımı ve aldığım dersleri aktarmak için sizlerle tekrar buluşmaya karar verdim. Biliyorum yaklaşık 3 ay gibi bir süredir bloğum için bir içerik oluşturamadım. Ancak nedenini birazdan anlayacaksınız..

2017 benim için büyük umutlarla başladı aslında herkes gibi bende yeni yıla yeni kararlar alarak başladım ve herkes gibi hiç birini yapmadım.. 🙂

Hepimizin kendimiz için birer eşik olarak tabir ettiğimiz anları vardır ve bu anlar hayatımızın gidişatını iyi yada kötü olarak değiştirebilir.  İşin kötü olan tarafı ise gidişatınızı nasıl değiştireceğini eşiği geçmeden göremezsiniz.

Bir hedefim vardı ve ben başarısız oldum. Diyeceksiniz ki “bu eşik senin hayatını kötü etkiledi”. Evet bende sizin gibi öyle olacağını düşünüyordum ancak her yazımda hayal ettiğiniz hayatı yaşayın diyen biri olarak atladığım bir şey vardı.

“Benim bir hayalim vardı..”

Ve ben size son yazımda paylaştığım gibi yeniden başladım..

Yeniden Başlamanın Hafifliği..

Ben bu hayali gerçekleştirmek için uzun sürelere ihtiyaç duyacağımı düşünürken başarısızlıktan doğan zamanımı bu hayali gerçekleştirmek için harcamaya karar verdim. Eşiği aştığımda hayatımın kötü gideceği yönündeki düşüncelerim bir anda yerini heyecana ve yeniden başlamanın hafifliğine bırakmıştı.

Hayat siz planlar yaparken başınıza gelen şeydir gibi saçma bir söze katılmıyorum. Çünkü hayat siz planlar yaparken başınıza gelen şeylere nasıl tepki verdiğinizdir.

Benim her gun heyecanla çalıştığım, gözümü açtığım anda onu nasıl daha iyi hale getirebilirim diye düşündüğüm bir bebeğim var artık ve onun adı HAYAL GURUSU..

HAYAL GURUSU sayesinde ben onları mutluluğa eriştirecek olan hayallerine destek oluyor, insanları hayal kurmaya teşvik ediyorum ve sanırım ben aradığım şeyi bulmaya çok yakınım..

Ancak şunu biliyorum HAYAL GURUSU bir gün başarısız olursa ve ben “yeniden” yeniden başlamak zorunda kalırsam artık biliyorum ki geriye dönüp baktığımda neyi yanlış yaptığımı görecek ve bir sonraki adımda daha iyisini yapma cesaretine sahip olacağım..

Yaşadığınız her an hayatınızda bir nokta oluşturur. Bu noktalar ne anlama geliyor merak ediyorsanız yapmanız gereken tek şey geçmişe bakıp noktaları birleştirmektir.  Ancak o zaman neyi doğru neyi yanlış yaptınızı anlayabilirsiniz.

Yeniden mutluluğa erişmenin bir numaralı adımı başarısızlığınızı kabul edip yeniden başlama cesaretine sahip olmaktır. Bunu kabul etmediğiniz sürece başarısızlıklarınızın altında ezilmeye devam edeceksiniz.

İbrahim ERTEKİN

Yeniden Başlamanın Hafifliği..

Beni bilenler bilir..

Bilmeyenlere ise kısaca anlatmak isterim.

Ben hayatımı kontrollü yaşamaya adamış, her an atacağı adımı önceden planlamış, başına ne gelirse gelsin planı olan tiplerdenim. Ancak şu anda öyle bir noktadayım ki tüm planlarım çıkmaz, tüm ihtimaller tıkanmış durumda.

Bence böyle durumlarda insanların nefes almaya ihtiyacı oluyor. Bir şeylere zorunda olmanın yerini “yeniden başlamanın hafifliği alıyor”.

Ben öyle bir noktadayım ki her şeye yeniden başlamak istiyorum. Tüm kırgınlıklara, tamamlanmamışlara hatta başlanmamışlara. Zihinde oluşmuş ama hayata geçmemişlere.

Çünkü yeniden başlamanın hafifliğinin kattığı en güzel duygu hiç bir şeye sahip olmadığınız gerçeğidir. Hiç bir şeye sahip olmayanın korkacak bir şeyi de olmuyor.

Yeniden başlamak insanı özgür hissettiriyor. Hayır demeyi, sadece hayallerinizin peşinden koşmayı öğretiyor.

Ben yeniden başlıyorum hayata, peki bunu nasıl yapıyorum?

Hata yapmaktan korkmuyorum artık, çünkü özgürüm. Yeniden başlayacak ve hayallerimin peşinden gidecek kadar cesur hissediyorum. Her zaman söylediğim gibi; mutluluk, yapmak zorunda olduklarınızda değil, hayallerinizde gizlidir. Yalnızca hayalleriniz size hayat amacınızı bulmanızda yardımcı olacak.

– Hayat Amacı nedir diyorsanız daha önce yazdığım yazıyı okuyabilirsiniz.-

Size tavsiyem eğer artık kuracak planınız kalmadıysa, tüm yollar tükenip çıkmaza geldiyseniz duvarları yıkıp devam etmeyin. Unutmayın o çıkmaza kendinizi sokan yine kendiniz oldunuz. Pes de etmeyin, her çıkmaz sokağın aslında bir geri dönüşü vardır. Geri dönün ve o noktadan yeniden başlayın. Bu süreçte yeni bir “siz”i keşfedecek, kendinizi daha iyi tanıyacak ve yeni hayatınızda neleri isteyeceğinizi bileceksiniz. Bazen kaybetmek, kazanmaktan daha çok şey katar insana. Yeniden başlamanın en güzel hissi ise başaracağınıza daha çok inanmanızdır..

Ve size benden bir sır..

Bazen hata yaptığınızı kabul etmek hata yapmadığınızı göstermenin en iyi yoludur. Çünkü kabul etmek yeniden başlamanın ilk aşamasıdır. İnandığınız yoldan ayrılmayın ancak inandığınız yolda yeniden başlama cesaretine sahip olun. Mutluluk belki keşfetmediğiniz yollarda gizlidir..

-Bu yazı ile yeniden başladığımı ve farklı yollar aradığımı bilmenizi istiyorum. Tüm küslükleri geride bırakıyorum. Tüm hayatımda olduğu gibi sizlere ulaşmamı sağlayan bu sitede de değişiklikler olacak. Yakında görüşmek ve yeniden başlamanın cesaretine sahip olmanız dileklerimle…-

İbrahim ERTEKİN

Düşmek..

Düşmek deyince aklınıza ne geliyor?

TDK düşmek fiili için “Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek” diyor.

Ancak düşmek bir hareketten çok öte bir kavramdır. Ayağımız takılır düşeriz, birisi iter düşeriz, tutunamayız düşeriz..

Düşeriz de düşeriz..

Zaten hep derler ya çocuklar düşe kalka büyür diye. Bu söz yeterli değildir. Bence insanlar düşe kalka olgunlaşır demek daha doğru olacaktır. Daha ilk yaşımızda bir hedefe ulaşmak için yürümeye çalışırız, yürüyemez düşeriz canımız yanar. Yürümek yetmez hedefimize hızlı ulaşmak için koşarız yine düşeriz.

İnsanlar hep düşer mi?

Evet. İnsanlar hep düşer.

Çünkü düşmek yürümekten ve koşmaktan önemlidir. Çocukken bunun farkında olmayız ancak her düşüş bize şunu söyler..

“Hedefine gitmek için yürüdüğün/koştuğun bu yol asla düz olmayacaktır. Eğer hedefine ulaşmak istiyorsan düşmeyi göze alacaksın. Kanayan dizlerin, acıyan yerlerin seni hedefinden vazgeçirecekse koşma. Bu yol sana göre değil”

Bunu amaçsızca koşarken değil de, düşmenin diz kanatmaktan öte kalp kanattığını gördüğümüzde öğreniriz.

Hedefe giden yollar; karanlık, bozuk ve virajlıdır. Her şeyi yaparsınız, tüm zorlukları aşarsınız, zamanınızı harcarsınız ve virajı dönersiniz..

Dönebilirseniz tebrikler hedefinize ulaştınız. Ancak dönemezseniz işte o an düşmenin ne olduğunu anlarsınız..

Bu anlattıklarımı hepimiz zaten yaşadık. Biliyorum ki okudukça aklınıza düştüğünüzü düşündüğünüz anlar geldi. Asıl söylemek istediğim ise düştükten sonra ne yapacağınız.

Düşmek hayatın kaçınılmaz gerçeğidir ve önemli olan düşmek değildir. Kanayan dizinizin hedefinize olan inancı kırmasına izin vermeyin. Çünkü kalkabilmenin ilk aşaması inanmaktır. Kalktığınızda diziniz acıyacak, sendeleyeceksiniz. Bu aşamada ise planınız olsun. Bu plan size hedefinize giden yeni yollar açacaktır. Tek düşenin siz olmadığını unutmayın. Farkınız düşmek değil kalkabilmektir. Çünkü herkes düşer ama herkes kalkamaz.

Ve her şeyden önemlisi demirin sıcaklığından şikayet etmeyi bırakıp, şekil verebilmek için daha sert vurun..

İbrahim ERTEKİN

 

Zaman..

İçinde bulunduğumuz bu zamanlarda sanırım öğrenmesi en kolay bilgi saatin kaç olduğudur. Telefonlarımızda, kolumuzda, televizyonda, bilgisayarda, tablette vs. güneşin konumundan bile saatin kaç olduğunu öğrenebiliriz. Ancak dikkatinizi çekmek istediğim nokta öğrenmesi bu kadar kolay bir şeyin nedense kıymetinin tükendiğinde anlaşılması.

TDK zaman kavramı için bir çok tanım yapmış ancak benim en çok dikkatimi çeken tanımı “Belirlenmiş olan an” oldu.

Tanım oldukça felsefik ancak yinede biraz açmak istiyorum.

Belirlenmiş olan nedir?

Belirlenmiş olan bilinen, planlanan anlamına gelir.

Gerçek şu ki zaman bizim için saattin kaç olduğundan çok daha fazla anlam taşıyor

Zaman kavramı ünlü fizikçilerden olan Isaac NETWON ve Albert EİNSTEİN’in de dikkatini çekmiştir. İlk olarak Newton zamanın herkes ve her yerde sabit olduğunu söylemesiyle dikkatleri üzerine çekti. Daha sonra EİNSTEİN ise bunun doğru olmadığını ve zamanın değişken olduğunu savunmuştur. Daha sonra bu savunması görelilik yasası olarak kabul edilmiştir.

Sanırım bununla ilgili verebileceğim en güzel örnek şudur,

Bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Arabaya bindiniz saate baktınız örneğin saat 13:00. Yola koyuldunuz gittiniz, gittiniz, daha çok gittiniz sanki saatler geçti ve o an saate baktınız.

Saat o anda henüz 13:10.

Aynı yolculuktan dönüyorsunuz ve yine arabaya bindiğinizde saate baktınız. O an da saat örneğin 13:00 olsun.

Eminim ki bir sonraki saate bakışınızda çoktan varmışsınızdır. Zamanın nasıl geçtiğinin farkında bile olmazsınız.

Hayatta böyledir. Giderken sanki hiç geçmeyecek gibi ancak geriye dönüp baktığınızda sanki hiç yaşanmamış gibi gelir. Kendimden örnek vereyim ve biliyorum ki bu konuda yalnız değilim. “Çok uzun zaman olmadı” bundan 4-5 yıl önce ne zaman 18 yaşına girip reşit bir birey olacağımı neredeyse parmak hesabıyla hesaplardım ve asla olamayacağım derdim. Doğum günüm gelse de bir yaş daha atlasam artık derdim. Şu anda ise 21 yaşımdayım ve reşit olalı 3 yıl oldu. Son 3 yıldır ise doğum gününü kutlamak içimden gelmiyor. Çünkü artık çok iyi biliyorum ki her bir doğum günü zamanımdan azalan 1 yıl demek.

Bu hisleri eminim ki sizlerde yaşıyorsunuz. Zaten önemli olan bu noktadan sonrası.

Evet zamanımız kısıtlı ancak güzel olan şu ki zamanımızın miktarını biz belirlemesek bile onu nasıl yaşayacağımız bizim elimizdedir.

Öyle insanlar tanıyorum ki sorunları 1 kibritin alevi kadar iken ellerinde ki kağıtlarla kibritin alevi yardımıyla yangın çıkartmaya çalışıyorlar. Sanki üzgün olmak onları hayata bağlayan tek şey gibi. Halbuki bir üf deseler hiç bir sorun kalmayacak. Bu süreçte kaybettikleri zamanın farkına vardıklarında ise elleri, yüzleri çoktan yanmış oluyor.

Yaşarken anlayamıyorsunuz. Keşke diyorsunuz keşke zamanımı üzülerek yada boşa geçirmeseydim ancak zaman öyle bir kavram ki para gibi çalışıp kazanılmıyor.

Ben istiyorum ki zamanımı dolu dolu geçireyim. Her gün yeni bir şey keşfedeyim, bir şeyler öğreneyim.Bu günüm, dün; yarınım ise bugünüm gibi olmasın.

Sizde benim gibi düşünüyorsanız takıntılarınızdan vazgeçin, önemsiz üzüntülerinizi bir üf diyerek yok edin, değmeyecek insanlar için hak ettiklerinden fazla zaman harcamayın, her gün yeni bir şey öğrenin, küçük şeylerle mutlu olun, kendiniz için harcanan zamanın boşa olmadığını unutmayın.

Ölümden dönen insanlar hep derler ya yaşadıklarım gözümün önünden geçti diye, umuyorum kalan zamanıma o kadar çok şey sığdırırım ki yaşadıklarım gözümün önünden geçerken zamanımı boşa geçirdiğim boşluklar görmem.

Geçte olsa zamanın bu dünyada en nadir bulunan şey olduğunun farkına varın. Varın ki kalanını dolu dolu geçirme şansınız olsun..

İbrahim ERTEKİN